EN | TR
Akbank Sanat Blog > Barbershop İstanbul’la Dört Yıllık Yolculukları Üzerine
Barbershop İstanbul’la Dört Yıllık Yolculukları Üzerine Yazı: Cem Kayıran
Çağdaş Vokal Günleri kapsamında 30 Mayıs’ta Akbank Sanat’ta sahne alan Barbershop İstanbul, klasik ve modern barbershop tarzı yorumlarıyla karşımıza çıkıyor. Enis Turhan, Erdinç Hasılcıoğulları, Kaan Bayır ve Onur Zorluuysal’dan oluşan ekiple, Çağdaş Vokal Günleri performanslarından önce hem dört yıllık serüvenlerini hem de repertuvarlarını nasıl şekillendirdiklerini konuştuk.

“HER BİRİMİZ İÇİN SESLERİMİZİ VE SES TEKNİKLERİMİZİ SÜREKLİ GELİŞTİRMEK ZORUNDA OLDUĞUMUZ BİR KEŞİF YOLCULUĞU”

Barbershop İstanbul’un müzikal yolculuğu nasıl başladı? Dördünüz ilk kez nasıl bir araya geldiniz?

Erdinç Hasılcıoğulları: Açık konuşmak gerekirse en başta Türkiye’de bir barbershop kuartet kurma fikri pek de hayata geçirilebilecek bir fikir gibi görünmüyordu bana. Kendisi de bir şarkıcı ve aranjör olan Pitch Perfect filminin yönetmeni Deke Sharon, barbershop tarzı ile ilgili “A capella müziğin siyah kuşağı” demiştir. Pek moral veren bir söylem değil ama gerçekçi; öncelikle çok sesli a capella müzik yapan toplulukların sayısının azlığı, bu topluluklarda sirkülasyonun fazla olması ve tecrübeli erkek koro şarkıcısı bulmanın zor olması aşılması gereken bir engel idi. Bu engeli, geçtiğimiz günlerde Donizetti Klasik Müzik Ödülleri’nde Yılın Korosu Ödülü’nü alan Rezonans sayesinde aştık desek yeridir. Barbershop İstanbul’un kurucu üyelerinin tamamı Rezonans koristi idi. Şef Burak Onur Erdem de kuruluş aşamasından bugüne gerek organizasyonel gerekse müzikal desteğini hiç esirgemedi. 2012, benim barbershop müziğini yoğun bir şekilde dinlediğim bir yıl oldu. Bir yıl boyunca dinleyebildiğim ne varsa dinledim, bunu özellikle kuartet kuralım fikriyle yapmadım tabii ki ama ara sıra da aklıma gelmiyor değildi. 2013’te Rezonans içinden bu iş için uygun olabileceğini düşündüğüm üç arkadaşımla konuştum. Enis, Ozan ve Alican. Herkes olumlu yanıt verdi ancak enteresandır Alican İstanbul dışına yerleştiğinden bu ilk dörtlü birlikte tek bir prova dahi alamadık. Bir süre lead arayışımız devam etti. Sonrasında Boğaziçi Üniversitesi Klasik Müzik Korosu’nda korist olduğum yıllardan yakın dostum, aynı zamanda üç yıl bu koronun şefliğini de yapmış olan Kaan aramıza katıldı. Kaan gibi kuartetteki herkesin bireysel koro geçmişi bir hayli kabarık. Enis, koro tecrübesi 20 yılı aşkın ve istisnai pesleri olan bir bas. Ozan, Sabancı Üniversitesi Klasik Müzik Korosu ve Rezonans kurucu üyelerinden ekstrem tizlere sahip bir tenor. Kendisini sezon başında Almanya’ya uğurladık. Hızlı adapte oluşuyla sanki hep bizimleymiş gibi hissettiğimiz ve Rezonans’tan dostumuz Onur Zorluuysal onun yerine eklendi. Özetle, bu müzikal yolculuğun başlayabilmesinde en önemli etken, bu fikir olgunlaşmaya ihtiyaç duyduğu esnada Ozan Çavuşoğlu, Enis Turhan ve Kaan Bayır gibi çok yetenekli seslerin bir araya gelebilmesiydi. Hiç şüphe yok ki, hayatımın o döneminde çevremde bu kalibrede koro müzisyenleri var olmasaydı, Barbershop Istanbul da yalnızca bir fikir olarak kalacaktı.

İlk üç yılınızda Chuck Hunter’la çalıştınız. Böyle bir isimle çalışmış olmanın müziğinizde nasıl bir etkisi olduğunu düşünüyorsunuz?

Kaan Bayır: Chuck ile çalışmak hepimiz için harika bir deneyimdi. Ne kadar şanslıyız ki beraber çalıştığımız kişi sadece iyi bir barbershopçu değil; aynı zamanda çok iyi bir koç. Çalıştığımız süre boyunca iletişimimiz oldukça kuvvetliydi ve birbirimizi çok iyi tanıdık. Barbershop müziğine olan hakimiyeti, tecrübesi ve koçluğu sayesinde çok kısa sürede çok uzun yol katettik. Çalıştığımız dönem boyunca bize keşfedilmeye açık koca bir dünya sundu ve bu keşif yolculuğumuzda bize rehberlik etti. Girdiğimiz bu dünyada kendimize bir yer bulmamıza, bunu yaparken topluluk olarak uyum içinde olmamıza yardımcı oldu. Kuartetin şu anki kolektif ses karakterinde Chuck’ın önemli payı vardır. Onun rehberliği olmasaydı belki çok ileriki bir zamanda bu karaktere ulaşacaktık; belki de ulaşamayacaktık. Yardımları, teorik anlamda da barbershop müziğini çözümlememize hız kazandırdı ve kendi aranjmanlarımızı yapacak noktaya geldik. Bizim için hem barbershop müziğinin geçmişi, hem de ABD’deki barbershop kültürü anlamında bir zaman-mekan köprüsü görevi gördü. Böylelikle müzikal anlamda refleksif olarak yaptığımız bazı şeylerin de neden öyle olduklarını öğrendik. Şu anda Chuck’ın bize tavsiye ve rehberlik ettiği üzere dinleyici ile iletişim, beden dili, vokal kondisyon, duruş ve mevcudiyet (presence) gibi noktalara eğilerek sahne üzerinde sadece şarkı söyleyen bir topluluk olmaktan öte bir noktayı zorluyoruz. Bu durumun farkındalığı ve buna yönelik çalışmalarımız bile bizim için çok önemli.

Repertuvarınızı şekillendiren ana unsurlar neler?

Kaan Bayır: Öncelikle bireysel olarak keşfettiğimiz parçaları birlikte dinliyor ve hakkında konuşuyor, repertuvarımızın hepimizin dinlemekten keyif aldığı parçalardan oluşmasına özen gösteriyoruz. Havuzumuzda yakın dönem –modern diyebileceğimiz- barbershop aranjmanlarının yanı sıra, klasik barbershop stilinde aranje edilmiş parçalara da yer ayırıyoruz. Eserlerin hikayeleri de bizim için önemli. Kimi zaman esere çalışmaya başlamadan, kimi zaman da çalışırken eserin hikayesi ve anlattıkları hakkında konuşuyoruz. Bu performanstaki ifademizi ve tavrımızı kayda değer bir biçimde etkiliyor. İçselleştirdiğimiz eserleri repertuvarımıza ekliyor; içimize sinmeyenleri de nadasa bırakıyoruz. Performans esnasında kendi enerjimizi ve seyircinin enerjisini istediğimiz seviyede tutmak için olabildiğince titiz seçki yapmaya özen gösteriyoruz. Repertuvarımızı şekillendirirken seyirciden aldığımız geri bildirimler de bizim için çok önemli. Amacımız tavrıyla, ifadesi ve karakteristik tınısıyla insanların kulağına barbershop müziğinin tadını bırakabilmek.

Son olarak Harmony University için Türkçe bir eser aranjmanı üzerinde çalışıyoruz. Önümüzdeki sezon repertuvarında da barbershop stilinde aranje edeceğimiz ilk Türkçe eserleri dinleyicilerimizle buluşturmayı ve bu alt repertuvarı genişletmeyi planlıyoruz.

Temmuz ayında Nashville’de gerçekleşecek olan Harmony University - Quartet College’dan davet aldınız ve bu kampa katılacak ilk Türk kuartet oldunuz. Bu performansınız için farklı bir şeyler hazırlıyor musunuz? Orada sahne alacak olmak nasıl hissettiriyor?

Enis Turhan: Öncelikle böyle bir organizasyonda yer alacak olmak bizim için çok önemli. Yıllardır kayıtlarını hayranlıkla dinlediğimiz birçok grup ile tanışma, onları canlı dinleme ve onlardan bir şeyler öğrenme fırsatı oldukça heyecan verici. Bu organizasyon boyunca kuartet olarak bizi dinleyip bize koçluk yapacak eğitmenler ile çalışacağız. Buna Quartet College deniyor. Quartet College’a katılan tüm kuartetler bir performans sergiliyor. Türkiye’deki performanslarımızı genellikle bu müzik türüne aşina olmayan dinleyiciye sergiliyoruz ve çok olumlu geri beslemeler alıyoruz. Ancak Nashville’deki performansımızı hayatları boyunca bu müzikle iç içe olmuş insanlar dinleyecek. Bu bizi kaygılandırmıyor dersek yalan olur. Ancak bu durum, müziğimizin kalitesini daha yukarıya çekmek ve daha çok çalışmamız için bize şevk veriyor. Türkiye gibi Amerika’ya uzak ve farklı bir kültürden gelip bu müziği onlara sunacak olmak ayrıca bir gurur kaynağı. Tabii bu durum için bir de sürpriz hazırlıyoruz. En azından bir Türkçe eser ile onların karşısına çıkmak istiyoruz.

Sizi hiç canlı dinlememiş birisi için performanslarınıza dair nasıl ipuçları verirsiniz?

Onur Zorluuysal: Barbershop müziği 4 erkek vokalden oluşuyor; tenor, lead, bariton ve bas. Vokal armoniler üzerine kurulu, herhangi bir perküsyon ya da enstrüman eşliği olmayan bir müzik barbershop müziği. Genelde lead’in melodiyi söylediği, diğer partilerin ona eşliğiyle derinleşen bu müzikte dinleyicilerin şaşırdığını, sadece 4 erkek vokalden bu kadar canlı bir müziğin çıkabileceğini beklemediklerini söyleyebiliriz; en azından duyduğumuz yorumlar bu yönde. Repertuvarda kulakların aşina olduğu melodileri duymak mümkün, tabii ki farklı aranjmanlar içinde ve sadece a capella olarak bunu duymak dinleyici için de eminiz ki farklı bir deneyim olacaktır.

Barbershop İstanbul, şimdiye dek farklı türlerde korolarda yer almış dört müzisyenden oluşuyor. Sizin için, önceki koro deneyimlerinize kıyasla Barbershop İstanbul’u farklı kılan ana unsur nedir?

Enis Turhan: Yukarıda da bahsi geçtiği üzere barbershop tarzının a capella müziğin siyah kuşağı olarak adlandırılması çok iddialı bir söz gibi görünse de gerçeklik payı çok fazla. Burada herkesin her notasının, her harfinin, her nefes yerinin çok önemli olduğu ve üzerinde titizlikle çalışılarak karar verildiği biz müzik yapıyoruz. Korodan faklı olarak her birimiz sanki solo söylüyormuş gibi konsantre olmak zorundayız. İnanın tek bir harf ve notada istediğimiz tınıyı yakalamak için çok uzun saatler harcadığımız oluyor. Bu, her birimiz için seslerimizi ve ses tekniklerimizi sürekli geliştirmek zorunda olduğumuz bir keşif yolculuğu aynı zamanda. Sürekli yeni şeyler deneyip üstelik her biri farklı tınıya sahip dört sesi birbirine yakın tınılara getirmeye çalışıyoruz. Bu nedenle birbirimizin harflerini hem dinlemek hem de ağız pozisyonlarımızı birbirimize benzetebilmek için provalarımızı hep daire şeklinde dizilerek yüz yüze yaparız. Genelde bir koroda iki erkek iki de kadın ses grubu olur. Kadın ve erkek sesleri doğası gereği bir oktav farklıdır. Ama barbershop müziği dört erkek ya da dört kadınla yapılan ve yakın armoni dediğimiz bir müzik türü. Akorlar aynı oktav içerisinde oluştuğundan ortaya çıkan tını öylesine heyecan verici oluyor ki provaya gelebilmek için yolda harcadığımız zaman ve yorgunluklarımız anında yok oluyor. Bu müzik türü dinleyiciler için koro performanslarına göre çok daha zengin ve lezzetli tınılar sunuyor. Bizi de kendisine çekip hapsetmesinin sebebi bu.

İstanbul ve Türkiye genelinde vokal ve koro müziğine nasıl bir ilgi olduğunu düşünüyorsunuz?

Onur Zorluuysal: Vokal topluklarımızın ve korolarımız çok önemli bir atılım içinde olduğunu ve bunun bizi çok mutlu ettiğini söylemeliyiz. Her geçen gün standardı yükselen bir koro müziği söz konusu. Bunun arkasında dünyada çok başarılı a capella örneklerinin çıkması, bunun gençlere de yansımasının çok etkili olduğunu görüyoruz. Üniversitelerin içinde yapılanan koroların gençlerin koro müziğini sahiplenmesinde de çok büyük katkısı var. Bunun yanında korolarımız kendilerini geliştirdikçe uluslararası standarttaki organizasyon ve yarışmalara katılım gösteriyorlar, bu hem bizleri gururlandırırken hem de bu organizasyonlarda korolarımız müziğimizin gelişimi için çok önemli deneyimler kazanıyorlar. Ancak Türkiye’de gelişen koro müziğinin hak ettiği ilgiyi gördüğünü düşünmüyoruz bunun için müzik çevrelerinin de daha fazla desteğine ihtiyaç duyuyoruz, bu sayede daha fazla dinleyiciye ulaşabileceğine ve hak ettiği ilgiyi göreceğine inanıyoruz.

Sizce Akbank Sanat Çağdaş Vokal Günleri’nin bu anlamda nasıl bir önemi var?

Onur Zorluuysal: Az önce bahsettiğimiz bizim müziğimizin ve diğer vokal müziklerin çok desteğe ihtiyacı var. Bir müzik seyircisiyle buluşmadığı zaman tamamlanmamış oluyor. Bu anlamda adımızı duyurabilmek, bu müziği tanıtabilmek ve koro müziğini teşvik edebilmek için Akbank’ın desteği çok çok değerli. Bizim için de Akbank Sanat Çağdaş Vokal Günleri’nde yer almak ayrı bir gurur kaynağı ve gerçekten çok mutlu ve heyecanlıydık. Akbank Sanat’a çok teşekkürler.

Çağdaş Vokal Günleri ve Nashville yolculuğunuzun ardından Barbershop İstanbul takviminde neler var?

Erdinç Hasılcıoğulları: Bazılarımız geçtiğimiz yıllarda Çağdaş Vokal Günleri’nde farklı kadrolarla sahne aldık fakat Barbershop Istanbul ile ilk kez orada bulunacağız ve bu bizim için bu sezonun Türkiye ayağındaki en önemli etkinliği diyebiliriz. Bu sezonu Nashville ile noktalamayı planlıyoruz. Önümüzdeki sezonun takvimi tatil döneminde şekillenecek. Şimdiye kadar barbershop müziğini Türkiye’de uluslararası kalitede icra etmek birincil hedefimizdi. Bu müziği bilen yabancı dostlarımızdan gelen yorumlar, bize daha ilerisini hedeflemek için cesaretlendiriyor. Barbershop müziğine Türkçe eserler kazandırmak, ülkemizde bu müziği yaygınlaştırmak, yalnızca kuartet olarak değil, koro formunda kadroların oluşmasını sağlamak ve uluslararası yarışmalarda boy göstermek bizim gelecekte başarmak istediklerimiz arasında. Takvimimizi bu hedefler doğrultusunda şekillendirebilmek şu an için en büyük arzumuz.