EN | TR
Akbank Sanat Blog > Caz Kentleri
Caz Kültürünün Ev Sahipleri Mercek Altında CAZ KENTLERİ Yazı: Cem Kayıran Müzik tarihi boyunca icracılar, yaratıcılar, şirketler ve akımların izini sürerken birçok farklı türün, dünyanın belli başlı noktalarında doğduğunu ve yaygınlaştığını görüyoruz. Bir şehrin bir müziğe karakterini verdiğine tanık olduğumuz birçok örnek mevcut. Bu dosyamızda da Avrupa ve Amerika’da caz kültürünü çeşitli gelenek ve mekanlarıyla benimsemiş ve farklı boyutlara taşımış şehirleri mercek altına alıyoruz. Londra İngiltere’nin başkenti Londra için Avrupa’nın caz başkenti tanımını yapmak da pek abartılı olmaz. Haftanın her günü onlarca farklı mekanda kalabalık orkestralardan tek kişilik performanslara, sayısız caz konserine ev sahipliği yapan Londra, türün meraklılarının saatlerini geçirebileceği birçok plak dükkanını da barındırıyor. Kenti ziyaret edecek olanlara ilk sırada ziyaret etmelerini söyleyeceğimiz yer şüphesiz ki Ronnie Scott’s olurdu. 1959 yılında İngiliz saksafoncu Ronnie Scott tarafından açılan ve Amerikalı caz müzisyenlerinin Londra’daki ilk performanslarına ev sahipliği yapan efsanevi konser salonu, 2006 yılında yeniden düzenlendi. Özellikle doğaçlama performanslara yer verdiği programıyla bilinen Vortex ve 150 kişi kapasitelik salonunda tansiyonun bir saniye bile düşmediği konserlere ev sahipliği yapan 606 Club da şehrin caz kültürünün önemli merkezleri arasında.

Her kasım ayında yukarda bahsi geçen mekanlarla birlikte Barbican ve Royal Festival Hall gibi klasikleşmiş konser salonlarına da yayılan London Jazz Festival da 40 yılı aşkın süredir devam eden, Avrupa’nın en geniş kapsamlı caz festivallerinden biri. Soul, funk ve nu-jazz türlerini seven plak koleksiyoncularının uğrak noktası olan Soul Brothers Records, dünyanın dört bir yanından keşifleriyle tanınan, caz ve dünya müzikleri meraklılarının favorilerinden Honest Jon’s ve dükkan içinde gerçekleştirdikleri konserlerle de bilinen Intoxica!, Londra’daki en iyi caz kataloğunu bulabileceğiniz plak dükkanlarından birkaçı.
New Orleans Louisiana eyaletinde yer alan New Orleans’ın müzik tarihinde cazın doğduğu yer olarak önemli bir yer işgal ediyor. Bando kültürünün ortaya çıktığı yer olan Tremé’nin içinde yer aldığı New Orleans, günlük hayatın birçok farklı katmanında caza dair bir şeyler yakalayabileceğiniz nadir kentlerden. 1960’lı yıllarda askeri cenazelerle başlayan ve sonrasında “Caz Cenazeleri” olarak anılmaya başlanan törenler, şehrin en karakteristik detaylarından biri. Kalabalık bir bandonun matem müzikleriyle eşlik ettiği törenler artık ağırlıklı olarak müzisyen cenazelerinde gerçekleşiyor.

Kentteki caz kültürü, 1950’li yıllarla birlikte New Orleans cazı olarak tabir edilen bir türün de ortaya çıkmasına sebep oldu. 1917 yılında yaptığı kayıtlar yıllar sonrasında birçok müzisyene ilham olan Original Dixieland Jass Bar’dan alınan ilhamla Dixieland ismi konulan bu akım, swing geleneklerinden esinlenen kalabalık orkestralar tarafından icra ediliyordu. Sonraki yıllarda bebop’un doğmasına sebep olacak birçok fikir barındıran Dixieland kültürünü var etmek ve yaymak için kapılarını 1961 yılında açan Preservation Hall, New Orleans’ın müzikal kimliğinin oluşmasında en önemli noktalardan biri. Louis Armstrong tarafından “Artık en iyileri nerede izleyeceğinizi biliyorsunuz” sözleriyle tanımlanan Preservation Hall, tarihi bir atmosferle caz tutkunlarını ağırlamayı sürdürüyor.

Şehrin cazla olan bağını konu eden birçok kitap ve belgesel de mevcut. Michael Ondaatje’nin 1976 yılında yayımlanan kitabı Coming Through Slaughter, bir caz müzisyeninin hayatı üzerinden 20. yüzyıl başlarında New Orleans’taki müzik sahnesini tüm detaylarıyla işliyor. Ayrıca David Jones’un 1995 yılında çektiği New Orleans Jazz Funerals From The Inside belgeseli de Caz Cenazeleri geleneğini merak edenlere tavsiye edilir.
Rotterdam Avrupa’nın en büyük caz festivallerinden biri olan North Sea Jazz Festival’a ev sahipliği yapan Rotterdam, birçok kuruluş ve örgütün öncülüğünde bir caz kenti olarak yeniden kurgulandı. Karakteristik bir sahil kenti olan Rotterdam, Hollanda’nın en hareketli caz sahnelerinden birine sahip. Özellikle ismini Charlie Parker’ın lakabından alan BIRD ve 1977’den bu yana samimi bir atmosferle caz severleri bir araya getiren Dizzy, şehrin öne çıkan caz kulüpleri. Fakat Rotterdam’da cazı layıkıyla yaşamak için, şehri ziyaret etmeniz gereken zaman kesinlikle North Sea Jazz Festival’ın gerçekleşiyor olduğu temmuz ayı. Geçtiğimiz yıl kırkıncı yaşını kutlayan festival, bundan on yıl önce Den Haag’dan Rotterdam’a taşındı. 2015 yılında tam 16 farklı sahnenin yer aldığı festival, devasa bir fuar alanında gerçekleşiyor.

Kenti cazla bütünleştirmek amacıyla geçtiğimiz yıl birkaç aylığına açılan Rotterdam Jazz Museum da eşine az rastlanır bir görsel tarih sunuyor. North Sea Jazz Festival’ın 40 yıllık evrimini posterler ve fotoğraflarla belgeleyen seçkilerin yanı sıra dünyanın dört bir yanından caz fotoğrafçılarının işleri de Rotterdam Jazz Museum’da sergilendi. Zaman zaman konser ve gösterimlere de ev sahipliği yapan müzenin bundan böyle her yıl belli aralıklarla ve farklı içeriklerle açılması planlanıyor.
Münih Caz tarihine yön vermiş birçok plak şirketinin merkezine ev sahipliği yapan Münih, listedeki diğer kentlerden daha farklı bir kültürel mirasa sahip. Bavyera elayetinin başkentinin sınırları içerisinde doğan plak şirketleri, uzun yıllardır caz sektörünün en aktif oluşumları arasında.

Münih ve caz dendiği zaman akıllara ilk gelen şey mutlaka ECM olur. Pat Metheny’den Jan Garbarek’e, Chick Corea’dan Steve Kuhn’a geniş bir skaladan müzisyenin albümlerini yayınlayan ECM, 1969 yılında Alman prodüktör Manfred Eicher tarafından kuruldu. ECM ekibi aktif olarak hem Münih’te hem de farklı ülkelerde çeşitli sergiler ve konserler düzenliyor.

Münih’in caz kültürüne bir diğer armağanı da ACT. Esbjörn Svensson Trio, Bugge Wesseltoft, Nils Landgren ve Yusef Lateef gibi isimlerin albümlerini yayınlayan ACT, 1992 yılından beri çalışmalarını sürdürüyor. ECHO Jazz tarafından 2010-2013 yılları arasında dört yıl üst üste Yılın En İyi Caz Plak Şirketi seçilen ACT, ağırlıklı olarak Almanya ve Avusturya’da çeşitli festival ve konserler organize ediyor. Bu iki örneğe nazaran daha genç bir plak şirketi olan Jazz & Milk de 2005 yılından beri aktif olan ve caz etkileşimli yeni akımların peşinden giden bir oluşum. Özellikle Münihli genç müzisyenlere albüm yayınlama imkanı tanıyan Jazz & Milk, DJ Dusty’nin kentin çeşitli mekanlarında düzenlediği partilerden yola çıkarak kurulmuş.
New York Hip hop’tan new wave’e birçok müzik akımının doğum yeri olan New York’un caz tarihinde de epey kalıcı izleri var. 1920’li yıllardan bu yana birçok caz müzisyenine ev sahipliği yapan New York, 1940’larla birlikte popüler olan bebop türünün de ilk olarak ortaya çıktığı ve yaygınlaştığı kent. Charlie Parker, Thelonious Monk ve Dizzy Gillespie gibi efsanelerin ilk performanslarını sergilediği New York, Art Blakey ve Sonny Rollins gibi müzisyenler öncülüğünde bebop akımının ardından hard bop sahnesinin de ev sahibi oldu.

New York’un caz kültürünün en önemli yapıtaşlarından biri efsanevi konser salonu Village Vanguard. Max Gordon tarafından 1935 yılında hayata geçirilen Village Vanguard, folk, blues ve nice türde konserlere ev sahipliği yaptıktan sonra 1950’lerin sonlarında tamamen bir caz salonu halini aldı. John Coltrane, Bill Evans ve Max Roach gibi isimlerin de aralarında bulunduğu birçok caz müzisyeninin diskografisinde Village Vanguard’da verilmiş konserlerin kayıtları da bulunur. Bir dönem Blue Note Records’un başkanlığını yapan Bruce Lundvall, bir albümün kapağında Village Vanguard ismini görmenin, albüme dair pozitif bir beklenti yarattığını dile getirmişti. Yine New York’ta konumlanan diğer efsanevi konser salonları da Blue Note, Jazz Standard ve Smalls.

Plak koleksiyonerlerinin New York’ta mutlaka ziyaret etmesi gereken dükkan, 1983’ten beri caza dair hemen her şeye raflarında yer veren Jazz Record Center. Dört beş günlük bir mesaiyle tamamına bakabileceğiniz bir katalog sunan Jazz Record Center, birçok nadir plağın açık arttırmalarını da düzenliyor.
Oslo Karakteristik bir caz müzik yaklaşımıyla tanınan Norveç, Avrupa’nın cazla özdeşleşmiş şehirlerinden birini içinde bulunduruyor. Ülkenin başkenti olan Oslo, birçok etkileyici caz kulübüyle birlikte bu sene otuzuncu yaşını kutlayan Oslo Jazz Festival’la birlikte, caz severlerin favori kentlerinden biri. Oslo’daki caz sahnesi, Rotterdam’dakine benzer bir şekilde kolektif bir bilinçle planlanarak bugünkü halini almış. Oslo Jazz Festivali ve şehrin önde gelen beş caz kulübünün kolaboratif oluşumu SOFO, kentteki hemen her caz etkinliğini düzenliyor.

Oslo’nun en popüler caz salonlarından biri Cosmpolite. Caz ve dünya müziği sahnelerinden birçok efsanenin sahne aldığı Cosmopolite, uzun yıllardır Norveçli müzisyenlere de sahnesinde sıklıkla yer veriyor. 1991 yılında kapılarını açan Cosmopolite, Django Reinhardt anısına düzenlenen festivalin de Norveç ayağına ev sahipliği yapıyor. Cosmopolite’in kurucusu olan Miloud Gudierk, sekiz yıl önce Norveç’teki kültürel aktivitelere yaptığı katkılardan dolayı şövalye ünvanı kazandı. Oslo’da mutlaka ziyaret edilmesi gereken diğer caz kulüpleri de bir fabrika binasında konumlanan Blå, şehrin tam ortasında nefis caz konserlerine ev sahipliği yapan Kampenjazz ve Oslo’da yaşayan müzisyenlerin kurucusu olduğu Oslo Jazzforum.