EN | TR
Akbank Sanat Blog > Cazın Gizli Yüzleri
CAZIN GİZLİ YÜZLERİ Yazı: Leyla Aksu Caz müziğinin oldukça geniş ve tutku dolu tarihi aslında adını hiçbir zaman öğrenemeyeceğimiz veya gözden kaçabileceğimiz onlarca yüzle bezeli. Cazın önemli kahramanlarından bazıları izlerini diğerlerinden daha sessiz bir şekilde bırakmış müzik tarihine. İşte caz müziğinin ve estetiğinin gelişimine azımsanamayacak katkılarda bulunmuş cazın gizli yüzleri... Rudy Van Gelder Gizemli tekniği, teknolojik merakı ve sayısız caz kaydında yakaladığı can alıcı hissiyatla janrın efsanevi prodüktörlerinden olan Rudy Van Gelder, yarım yüzyılı aşkın kariyerinde Miles Davis, Thelonious Monk, Sonny Rollins, Wayne Shorter ve John Coltrane gibi isimlerle binlerce kayıt gerçekleştirdi. Her enstrümanın duyulabildiği, insanı sanki kayıtların ortasına taşıyan prodüksiyon anlayışıyla tanınan Van Gelder, uzun yıllar boyunca birlikte çalıştığı Blue Note Records ile özdeşlemiş bir isim haline geldi.

Bir hayran olarak duyduğu caz aşkı ve amatör radyoya duyduğu ilgiyle kayıt işlerine atılan Van Gelder, ailesinin New Jersey’deki evinin salonunu stüdyoya çevirip, satın aldığı kayıtlardan daha yüksek kalitede işler üretmek amacıyla yerli caz müzisyenlerini eve davet etmeye başladı. Hafta içerisinde göz doktoru olarak çalışan ses mühendisi, 1950’li yıllarda Blue Note Records prodüktörü Alfred Lion’la tanıştırıldı ve sonrasında da 1953 ile 1967 yılları arasında yapılan tüm Blue Note kayıtlarında yer aldı. Kendini bir prodüktör olarak değil de daha çok bir ses mühendisi olarak tarif eden Van Gelder, Prestige, Savoy, Vox ve ilerleyen yıllarda da Verve ile CTI Records gibi New York şirketleriyle düzenli olarak çalışmaya başladı ve kendini stüdyosunu açtı. Kullandığı teknikler ve ekipman ile ilgili sırlarını hiçbir zaman paylaşmayan Van Gelder, 2009 yılında da Ses Mühendisliği Derneği’nden Altın Madalya kazandı.
Tadd Dameron Tadley Ewing Peake Dameron ismiyle dünyaya gelen Amerikalı besteci, aranjör ve piyanist Tadd Dameron, bebop’un en nihai bestecisi ve dönemin romantiği olarak biliniyor. Yaptığı düzenlemelerin yanı sıra, yazdığı melodiler ve standartlarla da tanınan Dameron, George Gershwin ve Duke Ellington gibi isimlerden ilham almış, kariyeri boyunca da Count Basie, Artie Shaw, Dizzy Gillespie, Sarah Vaughan ve ilk bebop orkestrasını kuran Billy Eckstine gibi isimlerle çalışmış. Ciddi bir müzik eğitimi almamış olmasına rağmen parçalarının şiirselliği ve müziğinin komplike yapısıyla adını duyuran müzisyen, ne yazık ki hayatta olduğu sürede çok da başarı yakalayamayan onlarca isimden biri.

Dört yaşındayken piyano çalmaya başlayan ve müzikle içli dışlı bir aileden gelen Dameron, Kansas’ta bir swing orkestrası olan Harlan Leonard’s Rockets ile ilk beste ve düzenlemelerini yapmaya başladı. Kansas’tan New York’a taşınan müzisyen, 1940’ların sonuna doğru Dizzy Gillespie ve Charlie Parker gibi isimler için düzenlemeler hazırladı ve Miles Davis ile beraber çalıştı. İlk başta Fats Navarro daha sonra da Dexter Gordon ve Sonny Rollins gibi sanatçıları barındıran kendi grubunu kuran Dameron, “Hot House,” “Lady Bird” ve “If You Could See Me Now” gibi standartlara da imza attı. Çalışmalarıyla dönemin ritmik bebop parçalarına bağlantı ve akış öğeleri katan, ilerleyen yıllarda da John Coltrane ve Clifford Brown ile çalışan Tadd Dameron, ne yazık ki 1967 yılında, erken yaşta hayatını kaybetti.
Cüneyt Sermet Müzisyen, eleştirmen ve eğitmen Cüneyt Sermet, caz müziğini Türkiye’de var eden ve geliştiren en önemli isimlerden biri. Sermet, kurduğu gruplar, eğittiği gençler, hazırladığı programlar ve yıllardır yazdığı keskin yazılarla, hem Türkiye’de hem de dünyada caz müziğini insanlara tanıtmak ve sevdirmek için uzun yıllardır emek veriyor.

Tahsin Sermet’in oğlu Cüneyt Sermet, Robert Kolej’de eğitim görürken caz müziğine ilgi duymaya başladı. Konservatuarda üç yıl boyunca kontrbas eğitimi aldıktan sonra, 1940’ların ortasına doğru da caz orkestraları kurmaya başladı ve Türkiye’de modern cazın başlangıcının bir parçası oldu. Genç müzisyenleri erken yaşta caz müziğe yönlendirmeye başlayan Sermet, 1951 yılında Arif Mardin ve Arto Haçaturyan ile Türkiye’deki ilk büyük orkestra olan Büyük Haçaturyan Orkestrası’nı kurdu. Dergilere yazdığı yazılarla da cazın farklı isimlerini Türkiye’ye tanıtmaya da başlayan Sermet, 1950’lerin ortasında müzik çalmayı bırakarak, eğitmen ve caz eleştirmeni olarak çalışmalarına yoğunlaştı. Çalgıcı olarak istediğini yapamayınca mükemmeliyetçi bir insan olarak bu işi bırakmaya karar verdiğini söyleyen Sermet, sivri eleştirileriyle gittikçe tanınmaya başlandı ve 1959 yılında, Berklee Müzik Okulu’nun Türkiye temsilcisi oldu. 1960’lı yıllarda TRT Ankara Radyosu Batı Müziği Bölüm Müdürü olarak göreve geldi. “Açıklamalı Caz Müziği” adlı programı hazırlamaya başlayan Sermet, ilerleyen yıllarda Paris’e taşınmasına rağmen, 1967 yılında kadar TRT Radyosu için klasik müzik ve caz programları hazırlamaya devam etti. “Cazın İçinden” adlı kitabıyla da tüm deneyimlerini ve hikayelerini bir araya toplayan eleştirmen, caza olan tüm katkılarından dolayı da 2006 yılında, İstanbul Caz Festivali’nin “Yaşamboyu Başarı Ödülü” aldı.
Reid Miles Amerikalı grafik tasarımcı ve fotoğrafçı Reid Miles, 1950’li ve 60’lı yıllarda Blue Note etiketiyle çıkan albümlerin kapak tasarımlarını ve cazın modern estetiğini hayata geçiren isim. Aslında caz müziğini pek de sevmeyen, daha çok klasik müziğe ilgi duyan Miles, ilginç bir şekilde hayranı olmadığı bu müziğin görsel kimliğini baştan yarattı.

Donanmada görev aldıktan sonra eğitimini Chouinard Sanat Enstitüsü’nde tamamlayan Chicago’lu sanatçı, New York’a taşındıktan sonra 1950’lerde, tam da Blue Note Records uzunçalar plak üretimine başladığı sıralarda, Francis Wolff tarafından albüm kapağı tasarlamak üzere işe alındı. Blue Note’ta çalıştığı süre boyunca 500’den fazla kapak tasarlayan Miles, kayıtlar yapılırken çekilen performans fotoğraflarını ve prodüktör Alfred Lion’ın kayıt hikayelerini tasarımlarında kullanıyordu. Tipografi, fotoğraf ve renk kullanımıyla Blue Note’a ve caz müziğine özgün bir görüntü kazandıran Miles’ın kompozisyonları modern tasarım tarihinde kendine önemli bir yer edindi. Amerikalı tasarımcının, metinlerini görseller olarak kullanan ve fazladan tek bir unsur bile barındırmayan cezbedici üretimleri aynı çarpıcılıkta göz almaya devam ediyor.
George Russell Özellikle teori üzerine yaptığı önemli çalışmalarıyla tanınan Amerikalı müzisyen, besteci, aranjör ve kuramcı George Russell, müzik teorisine katkıda bulunan ilk caz müzisyenlerinden biri. Russell’ın Avrupa müziği yerine caz müziğini merkezine alan armoni teorisi, Miles Davis gibi isimlerin modal doğaçlamalarının önünü açan bir sistem olarak görülüyor.

Çocukluğunda koroda şarkı söyleyen ve babası müzik eğitmeni olan George Russell, davul çalarak caz müziğine atıldı. Genç yaşta verem nedeniyle uzun süreler boyunca hastaneye yatırılan Russell, bu dönemde başka bir hastadan temel müzik teorisi öğrendi ve ilk bestesini yazdı. Daha sonra New York’a taşınıp Miles Davis, Charlie Parker ve Gerry Mulligan gibi isimlerden oluşan grupla takılmaya başlayan Russell’ın ilk meşhur bestesi de Dizzy Gillespie Orkestrası için yazdığı deneysel parça, “Cubano Be, Cubano Bop” oldu. Tekrar hastanede yatarken de “Lidya Kavramı”nı geliştirmeye başlayan Russell, geliştirdiği teoriyle ilgili ilk kitabını 1953 yılında yayınladı. Akortları birbirleriyle ilişkilendirmenin farklı yollarını arayan Russell, sisteminde akort ve armoni yerine diziler ve modlar üzerinden caz çalmaya odaklandı. Daha sonra piyano da çalmaya başlayan Russell, Bill Evans, Art Farmer ve John Coltrane gibi isimlerin orkestralarıyla çalışmaya başladı. Daha özgürlükçü bir müzik ortamı arayışındayken İskandinavya’ya da taşınan müzisyen, kariyeri boyunca teorisini geliştirmeye, eğitim vermeye, gruplarını ve kompozisyonlarını büyütmeye, hatta müziğinde blues, funk, rock ve klasik müzikten öğeler kullanmaya devam etti. Kariyeri boyunca dünya çapında sayısız burs, ödül ve destek kazanan Russell, müzik tarihine adını yazdıktan sonra, 2009 yılında Alzheimer hastalığı sebebiyle aramızdan ayrıldı.