EN | TR
Akbank Sanat Blog > Hayat Değiştiren Albümler
Türkiye’den caz duayenlerine sorduk. HAYAT DEĞİŞTİREN ALBÜMLER Yazı: Busen Dostgül Bu sene 26. kez birbirinden değerli ve yetenekli caz müzisyenlerini ağırlamaya hazırlanan Akbank Caz Festivali, yerli sahneden de birçok ismi müzikseverler ile buluşturacak. Bugüne kadar yerli müzisyenlere de ilham vermiş birçok efsaneyi İstanbul’da ağırlayan festival, şehre bir kez daha cazı getirmeye hazırlanıyor. 26. Akbank Caz Festivali öncesinde yerli caz sahnesinin deneyimli isimlerine, onlara ilham veren albümleri sorduk ve birbirinden ilginç cevaplar aldık. Ferit Odman - Max Roach – Drums Unlimited (1966) Hayatımı değiştiren albüm Max Roach'un Drums Unlimited albümü olmuştur! 1966'da New York'ta Atlantic Records için kaydedilen bu müthiş "davul" albümü Max Roach'un kariyerinin doruk noktası diyebiliriz. Prodüktörlüğünü de bizden uzak olmayan bir isim olan Arif Mardin'in yaptığı bu müthiş albümü ilk dinlediğimde herhalde 19 yaşındaydım. Nasıl sıkılmadan davul solo dinletilir sorusunun cevabını veriyor burada Max Roach. Kendisinden önce gelen tüm davulcular daha çok militaristik bir anlayışla rudimental sololar çalarken, Roach’un o rudimentleri alıp davula yayması ve davulda melodik olmayı dünyaya tanıtması sayesinde caz tarihinde çok önemli albümlerden biridir.

3 ayrı davul solosu içeren albümde müthiş keyifli hard-bop parçaları da var. Mesela ilk albümüm Nommo'ya ismini veren parça da bu albümde yer alıyor. Kayıttaki basçı Jymie Merritt'in bestesi olan “Nommo”, o zamanlar fazla kullanılmayan 7/4'lük aksak zamanı da içermesiyle dinleyicileri çok etkilemiştir. Beni de ne kadar etkilediğini ilk albümüme o ismi vermemden anlıyorsunuzdur herhalde. Freddie Hubbard ve Ronnie Matthews gibi müthiş müzisyenlerin de bulunduğu bu albümün yine de en yenilikçi tarafı davul soloları. Mesela “For Big Sid”de Roach’un geçmişten bir şey alarak geleceğe nasıl taşıdığına şahit oluyorsunuz. “Mop Mop” melodisi ile Kenny Clarke ve Sid Cattlett'ten aldığı müzikal bir cümleyi davulun her yerine yayıyor, değiştiriyor ve bize her açıdan dinletiyor. Sanki Max Roach çalarken kendisine eşlik edebiliyor. Bir melodik fikri çaldıktan sonra kendi kendine cevabını da verip caz için en önemli müzikal araçlardan biri olan "Call & Response"ın davulcular tarafından nasıl kullanılması gerektiğini bize anlatıyor. Bu albümdeki sololar davulcuların da aslında melodi çaldığının kanıtı ve hepsi birer başyapıt!

Tüm soloların transkripsiyonunu yapmış bir davulcu olarak benim müzikal duruşumu ve temelimi oluşturmuş ve dolayısı ile hayatımı sonuna kadar değiştiren Drums Unlimited’i özellikle davulcuların hatim etmesi gerektiğini düşünüyorum.
Elif Çağlar - 21 Swinging Favorites Müzik en keyifli oyunumdu çocukluğumdan beri. Evde her tür müzik dinlenirdi ve kahvaltıdan itibaren müzik başlardı. Babam yurt dışına iş seyahatine gitmiş, yine almış bir sürü CD'ler, çıldırıyorum mutluluktan! O zamanlar CD formatı Türkiye'de yeni, pek albüm bulunmuyor. Açlıkla CD'leri karıştırırken, üzerinde 21 Swinging Favorites yazan, simalarını tanımadığım, sanki eski filmlerin dönemlerinden gelen yüzlerle süslü bir tanesini buluyorum. 11 yaşındayım ve Ella Fitzgerald'ı duyuyorum ilk kez, Louis Armstrong'u, Billie Holiday'i, Nina Simone'u... Resimlere bakıyorum ayrı ilginç geliyor, şarkıları dinliyorum, daha önce duyduğum hiçbir müziğe benzemiyor. Bakıyorum kartonete, eski tarihler var hep. O zaman mı kaydettiler bunları? Çok ilerideler sanki, peki nasıl böyle eski olabilir? O benim gizli albümüm oluveriyor, ezberliyorum şarkıları. İlerleyen yıllarda üzerinde yazan isimlerin ayrı albümlerini de dinliyorum, bir yandan iflah olmaz bir MTV çocuğuyum, ama grunge'dan hip hop'a, elektronikten soul'a hevesle uçarken, artık caz da var.

Üniversite seneleri geliyor, elbette müzik okuyacağım belli, diyorlar ki bir caz bölümü açılmış, gözlerim parlıyor. O gizli albümümdeki şarkıları çalışabileceğim bir bölüm mü yani? Konservatuar denemiyorum bile. O şarkıların arkasındaki, duyduğum ama analiz edemediğim şeyi anlamak istiyorum. Giriyorum okula, hayatım değişiyor, vokal hocalarımız kıymetli Nükhet Ruacan ve Randy Esen, 20-30 şarkı hazırlayacağımızı söylüyor ilk dönem boyunca, gülümsüyorum. 21'ini ezberlemişim bile tüm kalbimle, doğru yerdeyim diyorum, yolculuk başlıyor.
Şenova Ülker - Chet Baker – She Was Good To Me Benim en beğendiğim ve ruhumu caz müziğine koşulsuz açtığım albüm Chet Baker'in She Was Good To Me albümüdür. Bu albümün ikinci önemi de ilk kez daha televizyonun renkli olmadığı dönemde, -ki 1980'lerdi- içindeki “Tangerine” adlı parçayı ilk kez TRT'de Erol Pekcan'ın da olduğu bir caz programında çalmamdır. Bu benim dönüm noktalarımdan biridir. Aranjmanlarımı da değerli hocam Emin Fındıkoğlu yapıp, çalıştırıp, beni o programa dahil etmiştir. Korhan Futacı: Abdullah İbrahim - Banyana Sevgili dostum Sarp Keskiner'in yıllar yıllar evvel bana hediye ettiği, Abdullah İbrahim'in 1976 senesinde kaydettiği Banyana albümü ilk dinlediğim andan itibaren beni derinden etkilemiştir ve zihnimde yeni ufuklar açtığı da kesindir. Ama hayatımı ne kadar değiştirmiştir orası da bir o kadar belirsizdir. Bu albüm varoluşun kaynağını arama içgüdüsünün, müzik ile birleşmesinden ortaya çıkan enerjinin ne kadar iyileştirici ve saf olduğunun farkına varmamı sağlayan albümlerden biridir. İlhan Erşahin: Steve Grossman – Terra Firma Steve Grossman’ı nasıl keşfettiğimi bilmiyorum ama gençliğimde ilk duyduğum anda çok zor olduğunu düşünmüştüm. Aynı zamanda bazı Miles Davis plaklarım da vardı ama o zamana dek Miles ile birlikte duymamıştım.

70’lerin sonlarından bahsettiğim bu dönemde The Clash, Sex Pistols, The Rolling Stones da dinliyordum ama kulağım caza merak sarmaya başladı ve bir şekilde Steve Grossman’ı keşfettim. Grossman’ın kendine has bir tavrı ve punk türünü andıran agresif bir yapısı var. Sanırım Miles da bu yüzden onu çok sevdi. Aynı dönemde Michael Brecker, caz tarihindeki yeni yıldızlardan biriydi ancak bana sorarsanız o hiçbir zaman bir Grossman dönemini yaşamadı ve bir şekilde caz daha sıkıcı bir hal alıyordu. Çünkü herkes Grossman gibi açık fikirli üretimler yapmak yerine Brecker’in klasikleşmiş tarzda yaptığı çalışmaların peşinden gidiyordu. Bu 70’lerin ve 80’lerin zaferiydi ve 90’larda Grossman nedense 50’lerin hard pop türünü çalarak geri dönmüştü.

Uzun lafın kısası, Terra Firma albümü ve Grossman’ın 70’lerde yayınladığı birkaç albüm mükemmeldir.
Fatih Erkoç - Tom Jones – “I Who Have Nothing” Engelbert Humperdinck – “A Man Without Love” Aslında birden fazla albüm var hayatımı değiştiren. Birincisi Tom Jones'un, ikincisi Engelbert Humperdinck'in albümleri. Tabi bu albümler single albümlerdi. 45'lik plaklar olan ve her bir yüzünde birer şarkı bulunan albümlerdi.

Tom Jones "I Who Have Nothing" söylüyordu o müthiş sesiyle. Diğer yüzünde de yine Tom'un hitlerinden biri vardı. Tom Jones, benim şarkıcılık kariyerimde ilk örnek aldığım şarkıcıydı. Her şeyi söyleyebiliyordu, (benim gibi). Pop, Caz, Country, Gospel vs.

Engelbert ise o yumuşacık sesiyle, "A Man Without Love" diyordu. Bu albümlerden etkilendiğimde, henüz 13-14 yaşlarındaydım. 16 yaşına geldiğimde, o sıralar aynı orkestrada davul çalan Cankut Abi, bana bir caz albümünü özellikle dinletiyordu. Miles Davis'in Kind of Blue albümü. Birlikte dinlerken, Cankut ağabey her defasında ağlıyordu. Çok duygusal bir müzisyendi. Ama Miles da öyleydi... Duygusallığın zirvesindeydi...

Şarkıcılık kariyerimin daha sonrasında, hayatımı değiştiren 2 isim daha var... Pop müzikte Stevie Wonder, ki hâlâ üstüne tanımam, caz standartlarında ise Tony Bennett.

Trombonculardan da bir isim vermem gerektiği kanısındayım. Tromboncu olarak beni şok eden sanatçı da Frank Rosolino'dur. Müthiş bir teknikle çalar. İlk dinlediğimde kulaklarıma inanamamıştım. Trombon böyle nasıl çalınabiliyordu ?Bu saydığım solistlerin albümlerini hâlâ dinlerim ve hâlâ hayatımı değiştirmeye devam ederler.
Kerem Görsev - The Bill Evans Trio – Since We Met 1970 yılların ortalarıydı, konservatuarda okuyordum. Akademide okuyan ağabeyimin arkadaşı, fotoğraf sanatçısı Ali Arif Ersen'in LP’den kasetli teybe kaydettiği caz albümleri beni caz müziğinin içine çekti. Özellikle Bill Evans’ın Since We Met albümü beni büyüleyip bu müziğin içine aldı.