EN | TR
Akbank Sanat Blog > Cazın Dinleyiciyle En Naif Buluşması
Cazın Dinleyiciyle En Naif Buluşması KAMPÜSTE CAZ Yazı: Busen Dostgül Bu sene 26. kez gerçekleşecek olan Akbank Caz Festivali’nin şahsına münhasır bölümlerinden olan Kampüste Caz, 24 Ekim – 4 Kasım tarihlerinde cazseverler ile buluşacak. Türkiye’nin en yetenekli caz müzisyenlerinden biri olan Jülide Özçelik’in yer alacağı Kampüste Caz konserleri, birçok şehirde yer alan üniversite kampüslerinde performanslara ev sahipliği yapacak. Daha önce bu heyecanı yaşamış olan ve Kampüste Caz konserlerinde yer alan müzisyenlerden Ediz Hafızoğlu, Elif Çağlar ve Alp Ersönmez’e bu konserlere dair akıllarında kalanları sorduk. Bu sene müzikseverler ile buluşacak olan Jülide Özçelik’le de kariyeri ve Kampüste Caz üzerine kısa bir sohbet gerçekleştirdik. 

“Daha önce konser vermediğim şehirlerde, performans sergileyebilmek ve yepyeni insanlarla tanışmak benim için unutulmaz bir deneyimdi.”
Elif Çağlar anlatıyor: Festivalin 25. senesinde Kampüste Caz temasının konuğu olduk geçen sene; Çağrı Sertel, Volkan Hürsever ve Ediz Hafızoğlu'ndan oluşan dörtlümüzle. Kars'tan Gaziantep'e, Çanakkale'den Adana'ya yaklaşık iki hafta şehir şehir gezerek konserler verdik. Benim için unutulmaz bir deneyimdi, daha önce konser vermediğim şehirlerde, performans sergileyebilmek ve yepyeni insanlarla tanışmak... Özellikle üniversite gençlerinin yoğun ilgisini görmek büyük mutluluktu, her konser sonrası nice hikayeler, hayaller duydum gençlerden. Turne ekibiyle de müthiş bir uyum içindeydik ki bunun için Banu Tunçağ, Gözde Sivişoğlu ve Belfu Kaba'ya ayrıca teşekkür etmek isterim. Uzun seneler, aynı renklilikle ve keyifle devam etmesini umuyorum bu temanın ve tüm festivalin.

“Herkesin bizimle aynı duyguları paylaştığını biliyordum ve seyircinin alkışları beni yanıltmamıştı.”
Alp Ersönmez anlatıyor: İlk albümüm Yazısız 2011’de çıktıktan bir süre sonra aldığım Kampüste Caz turnesi yapma teklifi, o yılın en güzel olaylarından biriydi benim için. 10 konser olarak düşünülen turne başlamadan hemen önce Van depremi olmuş, konserin Van 100. Yıl Üniversitesi ayağını iptal etmek zorunda kalmıştık. İstanbul’dan kalkan caz treni ile pek çok müziksever, gazeteci ve festival çalışanı, ilk konserimizin olacağı Eskişehir’e gelmişti. 

Üzüntüyle sahneye çıkmak zordur. Ortak üzüntüler olsa bile, sahnedeki insanın her şeye rağmen sanatını icra etme zorunluluğu, izleyenden daha büyük bir ağırlık oturtur üzerine. O gün de bu duygular içerisinde, ilk konserimizi Van’daki yurttaşlarımız için çaldığımızı mikrofondan söyledim seyirciye. Herkesin bizimle aynı duyguları paylaştığını biliyordum ve seyircinin alkışları beni yanıltmamıştı. Daha sonra o konserin gelirini de grup olarak Van’a yardım kurumlarından (güvenilir olanlarından) birine bağışlayacaktık.

Turne tüm çalışan arkadaşların emeğiyle eksiksiz ve kusursuz geçmişti. Pek fazla caz dinleyicisi olacağını tahmin etmediğimiz Erzurum konserinin Beşiktaş - Fenerbahçe maçıyla aynı güne denk gelmesine rağmen koca salonun neredeyse yarısının dolu olması; Trabzon’da kulisten çıktığımızda dışarıda bizi bekleyen neredeyse 100’e yakın öğrencinin coşkulu ilgisi gibi bizi pek şaşırtan güzelliklerin yanında, turnenin son konseri olan Bursa Uludağ Üniversitesi’nde rektörün gözünün içine baka baka “İyi akşamlar Selçuk Üniversitesi” demiş olmam gibi şaşkınlıklar da yaşanmıştı. Bu utanç verici anın yaşandığı konserin kapanışı ise, aynı gün doğum günü olan piyanist arkadaşım Can Çankaya’ya, İstanbul’da hazırlatıp getirttiğimiz ve üzerinde “Doğduğun için teşekkür ederiz” yazan bir plaketi sahnede vermemizle olmuştu.

Yine olsa yine yapar mıyım? Hem de öyle bir yaparım ki…

Yeri gelmişken emeği geçen tüm Akbank Sanat, Pozitif ve Adore çalışanlarına (özellikle bizimle turnede olan Murat Sezgi, Papatya Tıraşın ve Melodi Şıhmantepe’ye) ve grup arkadaşlarım Can Çankaya, Engin Recepoğulları ve Ediz Hafızoğlu’na teşekkür ederim. Bu güzelliği beraber yaşadığımız için çok mutluyum.

“İnanılmaz bir seyirci kitlesine çalıp, dostlar edinip, gülümseyerek eve dönmek paha biçilmez.”
Ediz Hafızoğlu anlatıyor: Kampüste Caz, Akbank Caz Festivali’nin en önemli iki etkinliğinden biri bence. Bir diğeri de Liselerde Caz Atölyeleri.

Hepimiz biliyoruz ki çoğu etkinlik İstanbul, Ankara ve İzmir dışına pek çıkmıyor. Her şey bu şehirlerde olunca da çok fazla insana ulaşamamış oluyoruz; müzisyenler ve festival etkinlikleri olarak. Kampüste Caz turneleri de şehirlerinde doğru düzgün sanatsal etkinliği olmayan birçok şehirde olunca ciddi bir fark yarattı. Ben bu turnelerin ikisi hariç en başından beri çeşitli gruplarla katıldım. Hatta bu sene Jülide Özçelik ile yine yollara düşeceğiz Kampüste Caz turnelerinde yaşadığımız o değerli anları herkesin yaşamasını isterim. Birçok şehir gezip, çok iyi yemekler yiyip, inanılmaz bir seyirci kitlesine çalıp, dostlar edinip gülümseyerek eve dönmek paha biçilmez. Tabi ki “Bir sonraki hafta bir yere gitmiyor muyuz?” diye depresif bir hale de girmiyor değiliz evlerimize döndükten sonra… Buradaki en şanslı müzisyen ben oldum tesadüfen, en azından ertesi yıl çaldığım gruplardan biri festivale çağırılıyor oldu ve yılda bir kez bu harika turneyi yaşadım.

Çok uzatmadan, ya da belki uzatarak turnede bizim tarafta neler oluyor bahsedeyim.
Turne olunca da haliyle organizasyon tarafındaki arkadaşlarımız ve müzisyenler bir aile ortamında gece gündüz beraber hareket etmeye başlıyor. Akbank Caz Festivali Kampüste Caz turnesinin ilkini Selen Gülün Trio ile gerçekleştirmiştik. Harika insan Patrick Zambonin ile o zaman tanışmıştım. Hem iyi müzisyen hem iyi insan olup, frekanslarımız da tutunca tüm turne boyunca sadece güldük diyebilirim. Viyana’da ailesi ile yaşıyor ve ne zaman oraya konsere gitsem tüm aile ertesi gün beni alıp oranın schnitzel yapan en eski restoranına götürüp uzun uzun sohbet edip yemek yediriyorlar. Harika bir dostum oldu turne sayesinde, hem de daha ilkinde.

İkinci yıl, Alp Ersönmez - Yazısız ile turnedeydik. Alp Ersönmez, Can Çankaya, Engin Recepoğulları ve ben vardım. Tam turneye çıkmadan bir hafta önce bana vertigo teşhisi kondu. Ayaklarım yere batıyor zannediyorum, yürüyemiyorum, uyuyamıyorum. İlaçlar almaya başladım ve herkes güzel güzel alkol içerken ben dut yemiş bülbül gibi durdum. Ne kadar durdum tahmin edersiniz. İlk gün Eskişehir… Sadece gecenin sonunu anlatayım. Engin’le oteli bulamıyoruz, sabah 4-5 civarı. Taksi durdurduk en sonunda, bindik ve otelin adını söyledik. Taksici bize bakıp yolun karşısını gösterip, “Abi oteliniz burada işte” demesin mi! Binmiş bulunduk, o kafayla iyice iyilik akıyor damarlarımızda, “Sür abi yolu uzatıp, bizi öyle bırak” deyip ona da para ödeyip öyle indik. Keşke biri çekseydi tüm bu turneleri. Nihayet geçen yıl Elif Çağlar ile turnedeyken ben her şeyi çektim kendi G12’imle de elimizde çok güzel bir hatıra kaldı. Onları da gün gün Kabak & Lin Records resmi Youtube sayfasından yayınlayacağız.

Sonraki iki yıl benim çalmadığım gruplar turnedeydi. İki yıl önce Polonya’dan gelen bir grupla perküsyon ve elektronikler, hatta basçıları olmadığı için bir parçada da bas gitar çaldım. Zaten İngilizce konuşunca kafam açılmaya başlıyor, onların İngilizceler yerlerde. Konserlerde hem çevirmenlik, hem sunuculuk, hem şaklabanlık yaptım.

Geçtiğimiz yıl Elif Çağlar ile çıktığımız turne zaten gülme krizleri ile geçti. Sahneye çıkıp 9/8 oynayanlar da oldu, ezbere şarkıları söyleyen de. Her şehir başka bir macera, başka bir güzellik yaşattı hepimize. Bu turne hakkında çok ayrıntıya girmeyeceğim, zira videolar geliyor çok yakında.

Ekim sonu turnede görüşmek üzere!