EN | TR
Akbank Sanat Blog > Henüz Hiçbir Şey Duymadınız!
Henüz Hiçbir Şey Duymadınız! Sessiz sinema ve cazın nostaljik birliktelikleri hareketin sese dönüşmesi gibi Yazı: Müge Yıldız
İllüstrasyon: Saydan Akşit
İlk sesli filmin The Jazz Singer olması tesadüf mü? Sinema ile cazın hikayesi nerede başlıyor? Tarihsel olarak her ikisi de 19. yüzyılın sonlarında gündelik hayat içinde yer bulmuş, bir anlamda birlikte doğup gelişmişler. 1895 yılında Lumière Kardeşler Fransa’da ilk hareketli görüntüyü kaydederken, aynı yıllarda New Orleans’de Afrika asıllı Amerikalılar blues müzikten hareketle doğaçlamalarla yaratıcılıklarını müzikle birleştirmeye başlar.

Geriye dönüp baktığımızda her ikisinin tarihi birlikteliğini 20. yüzyılın teknolojik gelişmelerinden de ayırt edemeyiz. 1900’lu yılların başında sinema sessiz döneminde seyirciler için yeni bir keşif dünyasının kapılarını aralarken bir yandan da hiç durmadan yeni ifade biçimleri arıyordu. Gösterimler boyunca canlı müzik performanslarıyla başlayan bu yeni arayışlar, ilk başlarda icracının kendisine bırakılıyor bir anlamda filmi izlerken müzisyenler doğaçlamalar yapıyordu. Yani henüz film müziği kavramı doğmamıştı. Ama daha o zamanlarda kullanılan müziğin görüntülere uyumluluğu aranan bir özellikti ve bu yüzden filme uygun müzik yapma fikri de çok geçmeden ortaya çıktı, ve hatta Charlie Chaplin, başta City Lights’da olmak üzere filmlerinin bir kısmında müzikleri kendi besteleme yoluna gitti.

Bu açıdan sinemanın daha ilk yıllarında ses ve müzikle ilgili sorular sormaya başlaması, yeni ifade biçimlerini arama yolundaki gelişimi oldukça heyecan verici. Sinema kendi sesini ararken caz müziği de bir anlamda kendi sesinin peşinden gider ve aynı yıllarda benzer bir şekilde, doğaçlamayla hayat bulurlar. 1927’de ise caz ve sinema ilk kez bir araya gelir. İlk sesli film The Jazz Singer, Warner Kardeşler ve müzisyen Al Jolson’ın bir araya gelmesiyle sinema perdesine yansır. Sinema aradığı sesi ilk kez cazda bulur. ilk sözleri de ‘"Wait a minute! You ain't heard nothin' yet!"’ olur. Seyirci daha hiç bir şey duymamıştır, ve kısa süre içinde caz, sadece Amerika’da değil Avrupa’da da sinemadaki yerini alır ve büyütür.

Ayrıca sessiz filmlere yeni müzikler besteleyen grup ve sanatçıların çalışmaları da hayranlık uyandırıcıdır. Bunun etkilerini Marc Ribot, Chaplin’in The Kid, The Cinematic Orchestra Vertov’un Man with a Movie Camera, Dave Douglas ve Bill Frisell gibi müzisyenlerin Roscoe “Fatty” Arbuckle ve Buster Keaton birlikte çektikleri ilk filmlere yaptıkları müziklerde görebiliriz.

Sessiz filmlerin, müzik ve özellikle caz dünyasındaki yeri filmlerin seslerle farklı boyutlar kazanıyor olmasından da ileri gelir. 2010 yılında Dan Pritzker Louis Armstrong’un çocukluk yıllarını konu aldığı bir film çeker. Pritzker’in Louis ismindeki filmi sessizdir. Sinema için sesin keşfinde ona müzikler yapan efsane ismin ilk trompetini ediniş hikayesi sessiz sinemadan ilhamla çekilir ve filmin müziklerini New Orleanslı caz sanatçısı Wynton Marsalis besteler, filmin gösterimlerine eşlik eder.