01 Mayıs Pzt
02 Mayıs Sal
03 Mayıs Çar
04 Mayıs Per
05 Mayıs Cum
06 Mayıs Cmt
07 Mayıs Paz
08 Mayıs Pzt
09 Mayıs Sal
10 Mayıs Çar
11 Mayıs Per
12 Mayıs Cum
13 Mayıs Cmt
14 Mayıs Paz
15 Mayıs Pzt
16 Mayıs Sal
17 Mayıs Çar
18 Mayıs Per
19 Mayıs Cum
20 Mayıs Cmt
21 Mayıs Paz
22 Mayıs Pzt
23 Mayıs Sal
24 Mayıs Çar
25 Mayıs Per
26 Mayıs Cum
27 Mayıs Cmt
28 Mayıs Paz
29 Mayıs Pzt
30 Mayıs Sal
31 Mayıs Çar

İlham Veren Bir Sanatçı- Tayfun Pirselimoğlu



İlham Veren Bir Sanatçı: Tayfun Pirselimoğlu

Yazar, yönetmen, ressam, romancı ve adının önüne eklenebilecek daha bir sürü sıfatın daha sahibi olabilecek gerçek bir entelektüel Tayfun Pirselimoğlu. Bu yılki Kısadan Uzuna bölümünün konuğu olan usta sinemacının ilham verici filmografisinde beraberce gezinelim.

Akbank Kısa Film Festivali’nin bu yılki Kısadan Uzuna bölümünde kendisine özel bir başlık açılan Tayfun Pirselimoğlu, senaryo yazarlığı ile başladığı film kariyerine 10 senaryo, 2 kısa ve 5 uzun metrajlı film sığdırmış, kaleme aldığı 4’ü roman 6 kitap yayınlanmış gerçek bir sanatçı. Türkiye sinemasındaki yeri ve önemi yıllar ilerledikçe daha da belirginleşen ve incelikli anlatım dili ile yeni kuşak sinemaseverleri etkilemeye devam eden Pirselimoğlu’nun kariyerine daha yakından bakalım.

ODTÜ’den mezun olduktan sonra Viyana’da resim ve gravür okuyan Tayfun Pirselimoğlu, dünyanın dört bir yanında açtığı sergiler ve katıldığı ortak sergilerin ardından Viyana, Atina ve Ankara’da resim ve sinema dersleri vererek hayatına devam etti. Bir yandan da senaryo yazarlığı yapıyor ve sektörde aktif halde görev alıyordu. Yeşim Ustaoğlu ile birlikte kaleme aldıkları kısa film Otel’in (1992) ardından, Ustaoğlu’nun İz (1994) ve Güneşe Yolculuk (1998) filmlerinin de senaryoları üzerinde çalıştı. Arada çeşitli televizyon filmlerinin de senaryolarını yazdı.

Kısa Filmleri: Dayım ve Sükut Altındır

Pirselimoğlu’nun yönetmenlik kariyerini başlatan işi ise 1999’da yazıp yönettiği ilk kısa filmi olan Dayım’dı (1999). Film o yılki Venedik Film Fstivali’nde prömiyerini gerçekleştirdi ve ardından da dünyanın dört bir yanında festivaller ve ödüller birbirini izledi. Ahmet Uğurlu’yu başrole taşıyan ve Köksal Engür’ün dış sesi ile masalsı bir anlatıma dönüşen Dayım’ın nasıl ortaya çıktığını o dönem Alin Taşçıyan’a verdiği röportajda şöyle anlatmıştı Pirselimoğlu: "İmece usulü bir kısa film çektim. Kadri Yurdatap'ın İz'den bana pelikül sözü vardı. Colin Mounier kamerasıyla geldi. Işıkçı Nezir Yücel beni çok destekledi. Yapımcı Sibel Voskay her işe koştu… Fikir tamamen fiktif. Kaynağı da Sokak dergisi. İlk Pasolini çevirilerini yayımlıyorduk. Bir filmde çiftliğin üstünden uçan bir kız dikkatimi çekti. Kitapta da uçma figürü baskın.”

Pirselimoğlu resim ile sinema arasındaki farkı da şu şekilde anlatmış o dönem: “Aslolan bir hikaye anlatmak. Bir galericiyle konuşurken bir tablom için 'Bunun bir hikayesi var' dedim. Bana inanmaz gibi baktı. Resmin hikayesi olmaz. Oysa sinemada bir hikaye olmalı. Çocuğun gözünden sürreal, bir o kadar da gerçek bir öykü anlatılıyor. Dış sesi çok seviyorum. Köksal Engür'ün çocuğun büyümüş hali olarak sesi çok etkileyici."

Dayım’la kazandığı başarıların ardından hemen bir sonraki kısa metrajlı film projesine hazırlanmaya başlayan Pirselimoğlu, iki yıl sonra bu kez Cezmi Baskın ve İtalyan bazı oyuncuları başrole taşıyan Il Silenzio è d'Oro / Sükut Altındır ile sinemaseverlerin karşısına çıktı. Görüntü yönetmenliğini bir kez daha Colin Mounier’in üstlendiği filmin sanat yönetmeni de bol ödüllü Natalie Yeres’ti.

İlk Uzun Metrajlı Filmi: Hiçbiryerde

Sükut Altındır’la aynı zamanlarda hazırlıklarını sürdürdüğü ve yapım süreci uzun yıllara dayanan, Pirselimoğlu imzalı ilk uzun metrajlı film olan Hiçbiryerde ise 2002 yılında, dönemin belalı sansür kurulunun varlığına rağmen gösterime çıkmayı başardı. Montreal Film Festivali’nde dünya prömiyerini gerçekleştiren ve festivalden Jüri Büyük Ödülü ile ayrılan bu incelikli dram, siyasi kayıplar ve onların peşlerinde oradan oraya sürüklenen acılı annelerin yaşadığı travmaları, yalın ama etkili bir dille beyaz perdeye taşıyordu.

Montreal’in ardından Montpellier ve İstanbul Film Festivali’nden de ödüller kazanan Hiçbiryerde, Pusan, Sevilla, Selanik, Mannheim, Forth Lauderdale, Trieste, Bastia, Barselona, Tetouan, Belgrade, Annonay gibi dünyanın dört bir yanındaki festivalleri dolaştıktan sonra SİYAD’dan da başrol oyuncusu Zuhal Olcay ile yardımcı oyuncuları Ruhi Sarı ve Meral Okay’a ödüller kazandırdı. Röportajlarında Hiçbiryerde’yi yapımcısı Kadri Yurdatap’ın verdiği 10 kutu filmle çektiğini söyleyen Pirselimoğlu’nun bu filmdeki bir diğer yapımcısı ise daha sonra Nuri Bilge Ceylan filmlerinin tamamında da yapımcı olarak görev alacak olan Zeynep Özbatur Atakan’dı.

Vicdan ve Ölüm Üçlemesi: Rıza - Pus - Saç

İlk uzun metrajlı filminin ardından yaklaşık beş yıl süresince “Vicdan ve Ölüm” üçlemesinin yazımı ve hazırlığıyla uğraşan Pirselimoğlu’nun Türkiye sinemasının bu en incelikli serilerinden birine imza atmadan önce kitaplar yayınlamaya devam etti, yerli ve yabancı çok sayıda festivalde jüri görevi üstlendi ve dersler vermeye devam etti. 2007 yılına gelindiğinde ise Pirselimoğlu, üçlemesinin ilk filmi Rıza ile seyirci karşısına çıktı.

Prömiyerini Berlin Film Festivali’nde gerçekleştirdikten sonra Montreal, Sydney, Buenos Aires (Bafici), Valencia, Kopenhag, Auckland, Wellington, Edinburg, Hayfa, Dubai, Ghent, Varşova ve Sofya Film Festivali’ni dolaşan, gediklisi olduğu Montpellier’den bu kez Eleştirmenler Ödülü’nü kazanan ve Ankara Film Festivali’nden de En İyi Film dahil üç ödülle ayrılan Pirselimoğlu, başrolüne çok sayıda filmde çalıştığı oyuncu Rıza Akın’ı yerleştirmiş ve sessiz bir kamyon şoförünün hikayesine odaklanmıştı.

Vicdan ve ölüm üçlemesinin ikinci halkası Pus (2009) ile iki yıl sonra yeniden seyirci karşısına çıktığında Pirselimoğlu’nun olgunlaşan sineması bir grup izleyici için dahil olması güç bir seyir tecrübesi yaratsa da önemli ölçüde başarı topladı. Yeniden Berlin Film Festivali’nde prömiyer yapan üçlemenin bu ikinci halkası daha sonra İstanbul ve Adana Altın Koza Film Festivali’nde de büyük ödül için yarıştı ve Adana’dan en iyi görüntü yönetmeni ödülü kazandı.

Pirselimoğlu’nun Hiçbiryerde’de çalıştığı Ruhi Sarı’yı bu kez başrole yerleştirdiği ve ölçülü performansından epey güç aldığı filmi, İstanbul’un varoşlarından Altınşehir’de korsan DVD işinde çalışan Reşat’ın bir resim ve tabancayla sürüklendiği olayları konu alıyordu. Yaklaşık iki saatlik süresine rağmen sakin bir anlatım dili tercih eden Pirselimoğlu, filmin temposuyla ilgili sorulan bir soruya da Adana Film Festivali’nde şöyle yanıt vermişti: “Maalesef sıkıcı filmler yapıyorum, seyirciyi zorlayan, onu kolaycılığa alıştırmayan, yorumlama sürecinin içine katan filmler yapmayı tercih ediyorum.”

Pus’tan bir yıl sonra üçlemenin son ve belki de en sevilen filmine dönüşen Saç (2010) ile geri dönen Pirselimoğlu, hem ‘vicdan ve ölüm’ trilojisine nokta koydu, hem de yerli sinemamıza unutulmaz bir hatıra bırakmış oldu. Perukçuluk yapan kanser hastası Hamdi’nin içine düştüğü derin yalnız ve antisosyallikle saplantı haline getirdiği Meryem’le kurduğu ilişki ve beraberinde gelen bir cinayeti takip eden Saç, iki saati aşan süresini hissettirmeyen özgün anlatım dili ve Ercan Özkan’ın muazzam sinematografisiyle çok sayıda ödülün de sahibi oldu.

Locarno Film Festivali’nde açıldıktan sonra Toronto Film Festivali’nin de resmi seçkisine giren Saç, Tallinn Black Nights, Atina, Boston, Varşova, Münih, Bangkok, Londra, Beyrut, Hong Kong ve elbette bir kez daha Montpellier’in de aralarında bulunduğu 30 civarı ulusal ve uluslararası festivalde gösterildi. İstanbul Film Festivali’nden En İyi Film ve En İyi Yönetmen, Antalya Film Festivali’nden En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu ve Görüntü Yönetmeni ödüllerini kazanan film, başrol oyuncusu Nazan Kesal’a İstanbul Film Festivali, SİYAD ve Sadri Alışık Ödülleri’nde de En İyi Kadın Oyuncu ödüllerini getirdi.

Bir Kimlik Bunalımı: Ben O Değilim

Üçlemesini tamamladıktan sonra üç yıl boyunca yeni filmi üzerinde çalışan Pirselimoğlu’nun, kendisi ile ilgili beklentileri bir kez daha karşılayabilmek, incelikli sinema dilini özleyenleri yeniden tatmin etmek gibi zorlu görevleri vardı. Ancak kendisinden bekleneni fazlasıyla verdiği son filmi Ben O Değilim, Roma Film Festivali’nde yaptığı prömiyeri ve kazandığı En İyi Senaryo ödülü ile çıktığı yolda bir kez daha sevenlerini mutlu etmeyi başardı.

Bir hastanenin yemekhanesinde çalışan orta yaşlı Nihat’ın, aynı yerde işe başlayan Ayşe’yle değişen hayatını konu alan film, Nihat’ın Ayşe’nin evinde kendisiyle karşılaşmasıyla başlayan olaylar dizisini takip ediyor ve seyircisine sinema tarihinden çok sayıda başyapıtı refere eden bir sinemasal deneyim yaşatıyordu. Başrole bu yakın arkadaşı Ercan Kesal’ı yerleştiren Pirselimoğlu, yanına da Rıza Akın’ı eklemeyi ihmal etmiyor ve her zamanki gibi insan ruhunun karanlık taraflarını kurcalamaya devam ediyordu.

İstanbul Film Festivali’nden bir kez daha Altın Lale ödülünü kazanan film, aynı zamanda En İyi Senaryo ve En İyi Müzik ödüllerini de eve götürürken, SİYAD’dan da En İyi Erkek Oyuncu dahil dört ödül birden kazanmıştı. Theo Angelopoulos’un vazgeçemediği görüntü yönetmeni Andreas Sinanos ve genç neslin en başarılı kurgucularından Ali Aga ile çalıştığı Ben O Değilim’in ardından uzun süredir yeni projeleri ile alakadar olan Tayfun Pirselimoğlu’nun Akbank Kısa Film Festivali’nde yer alan kısa filmlerini ıskalamayın ve bir ustanın doğuşuna tanıklık etme fırsatını kaçırmayın.