01 Ağustos Sal
02 Ağustos Çar
03 Ağustos Per
04 Ağustos Cum
05 Ağustos Cmt
06 Ağustos Paz
07 Ağustos Pzt
08 Ağustos Sal
09 Ağustos Çar
10 Ağustos Per
11 Ağustos Cum
12 Ağustos Cmt
13 Ağustos Paz
14 Ağustos Pzt
15 Ağustos Sal
16 Ağustos Çar
17 Ağustos Per
18 Ağustos Cum
19 Ağustos Cmt
20 Ağustos Paz
21 Ağustos Pzt
22 Ağustos Sal
23 Ağustos Çar
24 Ağustos Per
25 Ağustos Cum
26 Ağustos Cmt
27 Ağustos Paz
28 Ağustos Pzt
29 Ağustos Sal
30 Ağustos Çar
31 Ağustos Per
Ağustos

Kısa Film Dünyasında İz Bırakan Belgeseller



Kısa Film Dünyasında İz Bırakan Belgeseller

Her yıl neredeyse kurmaca filmler kadar sık üretilen ve meselesini izleyicisine aktarma konusunda yalnızca gerçekleri ve gerçek karakterleri merkez alan kısa belgesellerden tüm zamanlara damgasını vurmuş birkaç tanesini mercek altına aldık.

Sinemanın içinde apayrı bir yere ve anlatıma sahip kısa belgeselin ilk örneği, kameranın bulunmasıyla birlikte La Sortie de l'Usine Lumière à Lyon / Employees Leaving the Lumière Factory (1895) olmuş, Lumiere Kardeşler, fabrikanın çıkış kapısına kurdukları kamerayla işten çıkan çalışanları kaydederek dünya sinema tarihinin başlamasını sağlamıştır. Hiçbir konu olmadan sadece ânın görüntülendiği ilk örneklerden sonra, bir konu ve amaç doğrultusunda yapılmış, sinemada kendine ait bir dünya yaratan isimlerin yaptığı kısa belgeselleri inceliyor, onların sinemadaki ilk adımlarını takip ediyoruz.

Protsess Mironova / The Trial of Mironov (1919)
Yönetmen: Dziga Vertov

Sinemanın "gerçeğin düzenlenmiş hali" olması gerektiğini ve kurmaca filmlerin sadece ticari amaçla yapıldığını savunarak belgesel sinemasının bugünlere gelmesini sağlayan, sinema-göz kuramının babası Rus belgeselci Dziga Vertov’u en çok da Film Kameralı Adam belgeseliyle tanıyoruz. Vertov’un ilk kısa belgesellerinden bir olan bu film, bir mahkeme salonunda geçiyor ve biz baştan sona Mironov’un davasına tanıklık ediyoruz. Duruşma sırasında dinleyicilerin tepkilerine odaklanarak olağanüstü bir gerçekçilik yaratan Vertov bu filmle özellikle bir başkası olmanın büyüleyici güzelliğini izleyiciye yaşatıyor.

Day of the Fight (1951)
Yönetmen: Stanley Kubrick

Kusursuz filmografisiyle gönüllere taht kuran efsane yönetmen Kubrick’in sinemaya adım attığı bu filmin hikayesi (henüz daha bir fotoğrafçıyken) Look dergisi için 1949 yılında hazırladığı ünlü boksör Walter Cartier’ın bir maç gününü anlattığı fotoğraf çalışması ile başlıyor. Bir yıl sonra aynı konuyu bir filme dönüştürmeye karar veren Kubrick, İrlandalı orta sıklet boksörün bir tam gününe tanıklık ederek, onun maça hazırlanışını, ringe çıkışını, maç anını ve kazandığı zaferi, kullandığı inceliklerle dolu çekim teknikleriyle gözler önüne seriyor. Kubrick, sinemasını anlamak için harika bir rehber niteliği de taşıyan bu 16 dakikalık kısa belgeseliyle, görünenin çok ötesinde bir dünya yaratarak sanatsal bir anlatım dili ortaya çıkarıyor.

Gadajace Glowy / Talking Heads (1980)
Yönetmen: Krzysztof Kieslowski

Dünya sinemasına The Double Life of Veronique ve Three Colors: Blue, White, Red gibi başyapıtlar kazandıran, sinematografisiyle herkesi etkisi altına almayı başaran Polonyalı dahi yönetmen Kieslowski’nin 1980’de çektiği bu kısa belgesel, çok sayıda insanla yapılan röportajlardan oluşuyor. Kendine özgü anlatımı, detaycı üslubu, yalın insan eleştirisinin bir yansıması olan bu filmde insanlara iki basit soru soruluyor: Kimsin? ve Hayattan ne istiyorsun? Belgesel kökenli yönetmen Kieslowski, bu basit sorulara verilen çok sayıda cevabı, kusursuz bir kurguyla adeta “insanlığı anlama rehberi”ne dönüştürüyor ve 16 dakika boyunca izleyici kendi hayatını sorgulamaya yöneltiyor.

Pets or Meat: The Return to Flint (1992)
Yönetmen: Michael Moore

Kendine ait alaycı anlatımıyla belgeselciliği çok daha geniş kitlelere sevdiren Oscar’dan Altın Palmiye’ye çok sayıda önemli ödülün sahibi olan usta yönetmen Michael Moore’un televizyon için yaptığı bu ilk ve tek kısa belgesel, yönetmenin bir önceki belgeseli Roger & Me’yi takip ediyor. General Motors firmasının Flint’te Buick marka araba üreten fabrikayı kapatmasıyla, neredeyse koca bir kenti iflasa sürükleme noktasına getiren olayları takip eden hikayesiyle Roger & Me’nin sonrasında yaşananlara odaklanan film, Moore’un her zamanki Amerikan serbest ekonomisi ve emperyalizm eleştirilerinden nasibini alan bir izlek sunuyor.

No (2010)
Yönetmen: Abbas Kiarostami

Sıradan bir hikayeyi şiirsel bir anlatımla, sanatsal bir filme dönüştüren ve kendine ait üslubuyla sinemaya damgasını vurmuş İranlı yönetmen Kiarostami’nin 2010’da yaptığı sekiz dakikalık kısa belgesel, filmleri çok seven ve bir oyuncu olmak isteyen 4 yaşındaki Rebecca isimli küçük bir kızın audition’ından oluşuyor. Dünyalar tatlısı Rebecca’ya filmin konusu anlatılıyor ve film icabı saçlarının kesilmesi gerektiği bilgisi veriliyor. Rebecca her ne kadar oyuncu olmayı çok istese de saçlarını kaybetme fikrini bir türlü sevemiyor ve rolü reddediyor. Geçen yıl kaybettiğimiz İran sinemasının usta yönetmenin bu kısa belgeseli, küçük bir kız üzerinden çocuk aklını ve onun incelikli ruhunu tüm gerçekliğiyle izleyicisine sunuyor.